21 Mart 2013 Perşembe

Bir Zamanlar Kraldım




Mahallede okul pantolonundan başka pantolon giydiği zaman , zengin  sayılan çocukları düşünün , uçsuz bucaksız sokaklarda saklambaç oynayan ve hiçbir zaman bulunamayan çocukları , kendilerinden 1-2 yaş büyük olan çocuktan sote bir yerde mastürbasyon yapmayı öğrenen çocukları .Evden kaçırdığı unu, yere dökerek futbol sahası yapmaya çalışan ve sonunda anasından dayak yiyen nimet düşmanı günahkar çocukları .

İşte ben bu çocukların lideriydim ! Onların kralıydım .  Ağaca çıkıp erik aşırmayı , misket oynamayı , futbol oynamayı beceremezdim . Normalde böyle yeteneksiz fakir bir çocuğun itaat görmesi imkansızdır . Ama dediğim gibi ben kraldım, hepsinden akıllı olan bir kral !

- Aşşağı mahalledeki çocuklara, kıytırık bir misketi sulu boyayla kırmızıya boyayarak 5 misket ( değerli 5 misket ) karşılığında satmam onları büyülemişti. Yetenekli olan onlardı , misketleri hiç bitmeyen bendim!
- Düğün arabalarının önüne  atlamazdım , direk arabanın gelini alacağı eve gider, kendimi evin kapısına bağlardım . Bu yüzden hiçbir zaman damattan  zarfın içinde para almadım , çünkü bizim mahallede zarfın içinde para olmazdı . Benim elimde para , onların ellerinde boş zarflar . Akıllı olan bendim , 60 kilometre hızla giden arabanın önüne atlayan onlardı !
-  Daha ilkokulda karnesine zayıf getiren onlar , babasının parmakla işaret ettiği , "örnek al " dediği bendim !
- Oyuncaklarını havada birbirine vurarak dövüştüren ve hemen sıkılan onlar , yer çekimi kanununu uygulayarak senaryo eşliğinde oyuncaklarıyla oynayan bendim .

Öğlen saatleriydi ,  kulaklarımız çekirge sesine alışacak kadar ; mevsim yazdı . Aşşağı mahalle ile maçımız vardı .  Arsada buluşacaktık . Yine en son ben gittim . Takım kendi arasında ısınıyordu . Topu istedim , kaleye bir şut çektim . Çok kötü bir şuttu . Söylemiştim : futbolu nasıl oynanacağını bilecek kadar biliyordum . Kimse umursamadı , benden bekledikleri şey zekamla maçı kazandırmamdı . Öyle yaptım , direkler yerine kullandığımız taşlarla kaleyi küçülttüm , çok faullü oynuyor diye Pire Salih'i oyundan attırdım . Kazanmak için her şeyi yaptım . Kazandık , itaat ettiler , mahalleye dönene kadar beni övdüler . Hepimizin pantolonları gri kumaştı . Eve döndüğümde , oyuncaklarımın bir kutunun içinde olduğunu gördüm , " Neden " diye soramadan annem bütün kutuları bantladı .  Yeni bir mahalleye taşındık . Misket ve futbol oynanmayan , okul pantolu giyenlerin fakir sayıldığı bir mahalleye .

Yıllar sonra  sevgilimin sosyalizmi bana anlattığı günlerde aklıma "bir zamanlar "kral olduğum geldi .

O günden sonra , Ne zaman  boyadığım  misketleri satmaya çalışsam ...yağmur yağdı...

 Kırmızı boya akıp , normal misket ortaya çıkmaya başlayınca " Yaşasın Komünizm " diye bağırdım .

Kraldan çok kralcı olmadığım zamanlarda beni kimse sevmedi.


19 Mart 2013 Salı

Sonu Olmayan Yazılar 1



Telefon çaldı . Saate baktım . 6'ya yaklaşıyordu . Uyku sersemi akşama mı yoksa sabaha mı ilerliyoruz diye düşündüm , sabah olmalıydı !

Arayanın Sosis olduğunu görünce uykumla beraber tadım da kaçtı .3 gündür telefonlarına çıkmıyordum . Gururlu adamdı Sosis çok fazla ısrar etmezdi , 4 ay sonra arardı , 1 yıl sonra arardı . Ama telefonlarına çıkmadığım günlerin sabahında asla aramazdı . Açtım . Son model bir telefon kullanıyordu , en son konuştuğumuzda anlatmıştı : Telefonuna 1'e basınca beni araması için talimat vermiş, çok akıllı bir telefon olduğunu söylemişti . Telefonu açınca " Senin telefon sabahın 6'sında insanların aranmayacağına bilmiyor mu ? Bu kadar aptal olamaz " dedim . Dediklerimi duymuyordu , öfkemin geçmesini bekledi . Öfkemin telefonu kapatana kadar geçmeyeceğini anlayınca " Sucuk o burda , geri döndü  ! " dedi.  Telefonu kapattım .

Güne dinç başlamak için yapılan hareketlerden yaptım . Perdeyi sonuna kadar açınca güneş, gözlerimi yakmasın diye sımsıkı kapattım , ama hava yağmurluydu .dün : en yakın güneş , güney yarım kürede diyordu haber bültenleri . " Heyecandan ne yaptığımı biliyor muyum ben " diye söylenince , uykusu pamuk ipliğine bağlı olan kadın uyandı . Çift kişilik yatağımın temiz köşesinde yatıyordu .Genelde kirli köşesinde  sevişir ve uyurum .  İyi köşesini de uykusu pamuk ipliğine bağlı olan kadınlara veririm . İyi bir insan olduğumu düşündüm , hatta adını bile hatırlayamadığım bu kadınlardan sevap bile kazanıyor olabilirdim . "Şey noluyo ya bu saatte ? " dedi.  Şey  mi ? adımı hatırlamıyordu . Sevindim , bir içki ısmarlamak haricinde neredeyse günahlarımız eşitti . " Senin gitmen gerekiyor " dedim . Böyle bir şey yapmamı bekliyormuş gibi kalktı , giyindi . Küfür ettikten sonra çıktı .  Nevresimleri yıkadım , odaya yeni bir parfüm aldım .  O gelmişti  , aynı şehirdeydik . Aynı yağmura tanık oluyorduk .


*Devamını bir türlü getiremediğim yazılardan birisi bu .. Bilmiyorum . Belki daha "o" gelmediği için ,belki anlatılan kadar iyi bir insan olamadığım için bu yazı bitmiyor . Günün birinde yaşarsam, yazarım . Bu yazıyı bitmemesine rağmen yayınlıyorum; belki aranızdan sonunu yazan olmuştur ...

18 Mart 2013 Pazartesi

Hiç Vapura Bindin mi? ... Bende.



         Tabanlarım yanana kadar koştum, boş olmasına rağmen sırtımda taşıdığım çantama küfürler ettim.. Aslında bütün suç ; hiçbir zaman başaramadığım halde  " bu sefer erken kalkacağım !  " dememdi. Hatta o kadar çok güveniyordum ki kendime ; Cansu: " Ne zaman buluşalım? " dediğinde  " Erken buluşalım , kahvaltı yaparız " demiştim . Aynaya bakıp , gözlerimdeki kararlılığı gördükten sonra gece geç saatlere kadar oturmam bile beni korkutmadı . " Ben istediğim zaman uyanırım ! " dedikten sonra uykuya daldım .
          Yavaş yavaş gözden kaybolan vapura bakarken bunları düşündüm . O vapurun içinde olmalıydım . Adı aklınıza geldiği zaman, kalbinizin daha hızlı çarptığı insanları düşünün . Cansu'yu düşündüğümde kalbimin yaptığı buydu . Hızlanmak !Muhtemelen üzerine boca ettiği ucuz parfümün kokusu şu an buluşacağımız kahvaltıcının sigara içilmeyen bölümünü ele geçirmiştir. Ben vardığım zaman o kokunun çoktan yok olacağını , karşılaşacağım manzaranın;
nefretini ,hızlı çarpan kalbime saplayan bir kadın olacağını biliyordum . Gözlerimdeki çapaklar , uzun süre uğraşmadıkça insana benzemeyen saçımı düşününce canım sıkıldı..Vapur limana yanaşmadan atladım , bir an önce hareket etmesi için insanların da benim gibi yapmasını bekledim . Ufak bir ihtimal dahi olsa beni affedebilirdi , yaptığım bu ayıbı onu çiçeklere boğarak kapatabilirdim . Bir çay satın aldıktan sonra , vapurun  ön kısmına geçtim ." Hadi kaptan , hadi daha hızlı !!" . Sözlerim çok uyumaktan gözleri şişmiş bir kadının dikkatini çekti. Bu kadınları bilirim , hayatları boyunca  dikkatlerini çekecek birilerini ararlar . Sadece bakarlar , düşünmediklerine bahse girerim . Bakışları beni rahatsız etmeyecek kadar umutluydum . İçtiğim çayın soğuk olması ve ezberimden okuduğum dualar dışında hiçbir şey düşünmüyordum . Kahvaltı salonuna girince ne yapacaktım ? " Cansu , kusura bakma ilk buluşmamıza seni çok sevmeme rağmen geç kaldım " mı diyecektim ? . Bu cümle kafamda dönerken , baş başa ilk buluşmamız olacağını hatırladım . Kadın da hatırladığımı anlamış olacak ki suratına bir tebessüm takındı. Kafasını  çevirip denizi izlemeye başladı . Benden umudunu kesmişti. İlk buluşmaya geç kalan birisinin , mazereti uyuya kalmak olan birisinin hak edeceği gibi o da benden umudunu kesmişti ! Biliyordum , bir insan her zaman başarısız olamaz . Şansı döner . Şansım dönebilirdi , kalbim bu kadar hızlı çarparken başarabilirdim . Geçen hafta tanıştığımız kütüphanede bana nasıl baktığını görseniz siz de başarabileceğime inanırdınız.  Hatırladıkça rahatlıyor , rahatladıkça hatırlıyordum . İnsandık sonuçta ve hatalarımızla meşhurduk
Cansu da bir insandı , kim bilir ne hatalar yapmıştı , belki hala pişmanlık duyduğu hataları, "keşke biraz daha erken kalksaydım" dediği günleri vardı . Boş bakışlarıyla martıları taciz eden kadına baktım , ondan öcümü alıyordum . Umudunu benden kesen ilk insan o değildi , ama pişman olan ilk insan o olacaktı . Evet Cansu'yu ucuz parfümünün kokusu geçmeden arayacaktım . Şu an dünyada en çok onu görmek istediğimden , biraz geç kaldığım için ömrüm boyunca azap çekeceğimden ve eğer beni affederse ilk buluşmamızda mutluluktan ağlayan bir çocuk göreceğinden bahsedecektim

Telefonu cebimden çıkardım . Rehberden " Geleceğimin En Güzel Anıları " nı bulup arama tuşuna bastım .
Telefon rehberime onu bu isimle kaydetmiştim. Bana nasıl baktığı görseniz neden bu isimle kaydettiğimi anlardınız!
Alo sesini duyar duymaz " Merhaba Cansu " diye bağırdım . Benden umudunu kesen kadın kafasını bana çevirdi, gözleri yuvasından çıkmak için can atıyordu . Bütün gücü elime aldım , vapuru nereye istersem oraya götürebilecek kadar kudretli hissettim . " Merhaba " dedi. Dikkat kesildim arkadan tabak-çanak sesi gelmiyordu , çoktan evine dönmüştür diye düşündüm . Oturduğum yerden kalktım
" İşte Cansu ! İşte bugün benden umudunu kesenlerle bir ovada karşılaştık ! çok zorlu bir savaş başlayacak birazdan ! Hatta  karşı tarafın bayrak taşıyanı şu an burada ,bana bakıyor.. kaybetmem için tanrıya yalvarıyor " dedim . Gözlerimi kadına diktim , çoktan kaybetmişti savaşı , gözlerindeki korkuyu hissettim . Gerçekten elinde bir bayrak olsa onu saklamak için neler yapacağını görmek isterdim !  Sözlerime devam ettim
" Ve Cansu! Tanrımız sensin , n'olur beni affet ! bugün o kahvaltıyı senin gözlerine bakarak yapmak için geçmişimdeki bütün güzel anıları verirdim ! Bana bir şans daha ver " dedim . Cümle kurmakta zorlanmasından etkilendiğini anladım . " Çok etkilendim senden Sucuk " dedi. Etkilenmişti , bilmiştim .Umudun olduğunu bildiğim gibi onu da bilmiştim ! " Ama ben evden çıkmadım " dedi.  Heyecanlandım , duymamdan konuşmasına kadar geçen 4 saniyede : onun da geç uyandığını , alarmının çalmadığını , otobüsünün bozulduğunu , evinin olduğu sokakta ihtilal ilan edildiğini , kahvaltıcıda yangın çıktığını, en güzel kıyafetinin kardeşi tarafından giyildiği için moralinin bozulduğunu  düşündüm . " Evet Sucuk senden etkilendim , ama bunu yapamayız . Yoksa seni kandırmış olurum " dedi . Güldüm . Gülünce kadın dehşete kapıldı . " Tamam kahvaltı yapmayız , kahve içeriz . Zaten ben de sevmem kahvaltıları " dedim . Sevmem için artık bir neden yoktu, zaten yıllardır kahvaltı yapmıyordum . " Sucuk, seninle ben yapamam . Senden etkilendim ama ayrıldığım sevgilime bir şans daha vermek istiyorum , sana randevu vererek hata yaptım özür dilerim " dedikten sonra telefonu kapattı .

Vapur limana yanaşınca inmedim , kadın gülerek indi... Bizler insandık sonuçta ve hatalarımızla meşhurduk.
Telefon rehberimden " Geleceğimin En Güzel Anılarını " bulup sildim ...

8 Mart 2013 Cuma

Sucuk Abi



"Gelecek nesilden çok umutluyum " dedi. Benden 24 yaş büyük olmasına rağmen ikimizin de aynı nesilde yaşadığını düşünüyordu. Haklııydı ,aynı masada oturuyorduk  . Başka kimse yoktu . 
" Bana bundan sonra abi deme " dedi. " Olur Abi " dedim , gülüştük .

Farklı bir insandı . Biraz uğraşsan kafasındaki saçları sayabilirdin , cahil siyaseti konuşurdu , Anadolu takımlarını desteklerdi . Gözlüğünü sadece ganyan bültenine bakarken takardı . Beni severdi , çay ısmarlardı . Hatta birgün çorba bile ısmarladı . Günün birinde ondan sıkıldım  . Herşey normaldi , yine saçlarını biraz uğraşsam sayabilirdim , ganyan bülteni masadaydı , ülkemiz kazansın diye içtiği kısa Samsun da ağzı açık 
şekilde masadaydı . " Cem Uzan'ı harcadı orospu çocukları , adam Amerika'yı dolandırmış helal olsun " dediği bir zamanda ondan sıkıldım , beni altılı ganyana  ortak etmeye çalıştığı bir zamanda ondan sıkıldım .
45 yaşındaki dul Nebahat ablanın kıçına bakıp ,iç geçirdiği  bir zamanda ondan sıkıldım .Kirli beyaz Çorabındaki Adidas logosunu gördüğüm bir zamanda ondan sıkıldım . " Bucaspor inşallah Fener'in anasını 
siker " dediği bir zamanda ondan tiksindim . 

" Abi, müsadenle benim biraz işim var yarın görüşürüz " deyip masadan kalktım .Onunla Bir daha görüşmek istemiyordum . Arkamdan " Bana abi deme şerefsizzzz " dedi. Gülüştük . 

Köşeyi döner dönmez telefona sarılıp İstanbul'daki yapımcıyı aradım . " Teklifinizi kabul ediyorum , yarın oradayım " deyip telefonu kapattım . Sucuğun tarihi , ülkemizdeki sucuk sevgisi hakkında bir belgesel çekmek isteyen bir yapımcı yüz hatlarımın sucuğa çok benzediği için belgeselinde oynatmak istediğini söylemiş ve bana bir servet önermişti . İşte şimdi o teklifi kabul etmiştim , zengin ve ünlü olmak için İstanbul'a gidiyordum .

3 ay sonra 

Belgeseli milyarlar izledi . Bütün televizyonlarda görüntülerim , internette fotoğraflarım döndü. 
Çok para kazandım . Hergün sevişiyor , bir gördüğüm insanı ertesi gün görmüyordum . Pahalı arabalar , evler
artık herşey benimdi. Yolda gördükleri zaman boynuma atlayanlar , imza almak için birbirini çiğneyen insanlardan başka derdim sıkıntım yoktu .

 Birgün yine sevişmek için  İstanbul'un arka sokaklarından evime 
dönüyordum (  yani hangi evim daha yakınsa ona ) .Hayranlarıma tanınmamak için kafama şapka , boynuma 
da atkı takmıştım . Bir yandan yürüyor , bir yandan ;adını bilmediğim, benden uzun olan kızı öpmeye çalışıyordum . Arkamızdan yaklaşan bir çift ayakkabı sesi işittim . Hızlandık , bu saatler tekin değildi. Ayakkabı sesi bir ara duraksadı . Arkasından şiddetli bir öksürük geldi . Durdum , ayaklarım gitmek istemedi . Benden uzun ve güçlü olan kız beni çekiştirirken ondan kurtuldum . Kıza dönüp " Genç ve güzelsin kaç kurtar kendini , yoksa birazdan  öleceksin " dememle , topuklu ayakkabıyla bile benden hızlı koşabilen kız karanlığa karıştı . Arkamı döndüm . Tam tahmin ettiğim gibi , oydu ! Kısa Samsun'un öksürüğünü nerede olsak tanırdım . Onu ilk defa ceketle görüyordum . Biraz düşününce silahı saklamak için giydiğini anladım . 
" Hoşgeldin abi " dedim . Cevap vermedi , beni süzüyordu  bakışlarından kaçmak mümkün değildi. 
" Sattın lan beni ! biz seninle arkadaştık " dedi. Duygusal adamdı , bir an beni öldürmez diye düşündüm . Ama saçındaki jöleyi farkedince umudumu yitirdim . Ölecektim , kimseyi kırmamak için söylemediğim bütün cümleler ağzıma kadar geldi . 
" Ulan adi herif , seninle ömrümü çürütmek zorunda mıyım ? sevmiyorum seni , tiksiniyorum senden " dedim . Güldü . pantolonuna sıkıştırdığı silahını çıkardı . Alnıma dayadı . "Son duanı et" demesini beklerken
" Bana da iş ayarlıyacaksın , ama bu oyunculuk işlerinden . Yoksa anam avradım olsun dağılan Beyninle duvara şiir yazarım " dedi.  Ana ve avrat dışında hayatımda duyduğum en güzel cümlenin sahibine baktım . 
Yapımcıyı arayıp " Sucuğun yaşlı halini de çekelim " dedim . Kabul etti. 

4 ay sonra . 

Güneşin bizi yakamayacağı kadar paramız vardı . Abi'ye baktım , bize limonata getiren bikinili kızın kıçına bakıp iç geçiriyordu . " Abi , Nebahat'ten daha güzel değil mi ? " dedim . 
" Bana abi deme şerefsizzzz " dedi . Gülüştük . 

Mutlu Son.

7 Mart 2013 Perşembe

Burunlarımız Doğuştan Uzundu


1930 'ların başında Amerika ekonomik krize girmiş. 
Tüm Dünya bu buhrandan etkilenmiş
Ama en çok babam etkilenmiş . 
Yani o, öyle söylüyor.

Anlıyacağınız fakirdik ,
Gönlümüz de zengin değildi.
Her gün ; Dün için "Ne günlerdi ama" derdik.
Büyük adam olamayacağımız o günlerden belliydi.

İlk Sucuğumu 12 yaşında yedim. 
İtalyanlar umurumda bile değildi.
İlk yalanımı , 12 yaşında söyledim
O zamanlar babamın fabrikası vardı.

Yani ben, hep öyle söyledim....

4 Mart 2013 Pazartesi

Tanıştık ve O , Sucuk Olmayı Seçti.


Geçen seneydi. Eski sevgilimden ayrıldığım gün çok içmiştim , ama ağlamak yok , hüzün yoktu . Terleyene kadar dans etmiştim . yorulunca kusmuşum , kusunca sevinmiş biraz daha içmiştim .

Selma'ya o gece  mesaj attım " behnn sEndehn çoğğk hoşşlanıyomm!!11" diye . Sağ olsun kalbimi kırmadan başından sağmanın en güzel yolunu bulup : hiç cevap vermedi. Ertesi gün eski sevgilimden çok Selma'yı düşündüm . Adem bile yasak elmayı yemişti  , kim bilir insanoğlunun içtiği günün sabahı ne kadar çok pişmanlığı vardı. Kendimi teselli ettim . Selma'yı arayıp özür diledim . Sağ olsun o da çok olgun davranarak herkesin böyle hatalar yapabileceğinden söz etti . Ben haftaiçinde birkaç kez daha özür dilemek için aradım . Rahat edemedim haftasonu bir kahve ısmarlayarak yüzyüzeyken ne kadar pişman olduğumu göstermek istedim .  Buluştuk .  Birkaç saat konuştuk , muhabbetimin tatlı olduğundan zamanın nasıl geçtiğini anlamamış . " O kız seni hak etmiyordu ! " dedi. Hak verdim . Selma beni hak ediyordu. Dönüşte evine bırakmak için ısrar ettim . Sağ olsun kabul etti . Aksilik o gün de yağmur yağıyor . Hayatım boyunca yanıma şemsiye almadım . Bana ahmak diyebilirsiniz ama Selma'nın hiç bir suçu yok . Kolumun altına sokuldukça kendimi şemsiye sanıyor ; bir şemsiye eski sevgilisini ne kadar özlüyorsa ben de  o kadar özlüyordum ! Apartmanın önüne geldik . Klasik düşük bütçeli amerikan filmlerinin en meşhur sahnesini tabi ki gerçekleştirmedik . Burası Türkiye'ydi . Burada bekara kolay kolay ev verilmez, öğrencilerin ulu orta öpüşmesi tepki çekerdi . Sırılsıklamdım. Eve gelmemi üstümü kurutup , yağmur dindikten sonra çıkmamı teklif etti . Kabul ettim .
Üstüm kurudu , ama aksilik yağmur hiç durmadı . Radyoda,  Radiohead'in bir şarkısı başladı .  Gözlerini benden kaçırmaya başladı , biraz daha yaklaştım , ve biraz daha . Artık nereye baksa beni görebileceği kadar yaklaştım . Utanıyordu . Bütün suç Radiohead'in dedim . Öpüşmeye başladık . dudakları çilekli nemlendirici tadındaydı .  Kendimi geri çektim . Bu tat ,eski sevgilime aitti. İflas eden bir banker , eski günlerini ne kadar çok özlüyorsa , ben de eski sevgilimi öyle özlemeye başladım .Kendimi dışarı attığımda   yağmur durmamıştı . Selma arkamdan bakıyordu

Hayatımda ilk defa bir hikayede Sucuk ben değildim .Arkaya dönüp baktığımda  kimliğimdeki ismi haykırdı
" Siktir git Süleyman "
Sonraki günler Selma'yı defalarca aradım . Sağ olsun hiçbir zaman açmadı .


3 Mart 2013 Pazar

Yok.


Kapı çalınca açmadım , dün evin diğer anahtarını ona vermiştim . Hatırlamasını bekledim . 10 saniye sonra kapı açıldı , gülümsedim . Yanıma oturunca çantası yere düştü . Almaya yeltenmedi bile , gözlerini bana dikerek " Aşkım bugün noldu biliyo musun??? " dedi. Yüzündeki ağlamaklı ifadeyi çözünce korktum .

Bugün ne olmuştu , kapıyı açması için verdiğim anahtarı kullanmayı unutturan , yere düşen en sevdiği 3. çantasını görmezden geldiren , suratındaki bu ağlamaklı ifadenin nedeni neydi ?

- Aklıma direk Rusya'nın  sıcak denizlere inmek için bize savaş açtığı geldi ?
- Üç kuruş birikmişimi verdiğim banka battı mı yoksa?
- Allah göstermesin annesi kalp krizi geçirmiş ve hastaneye ulaşmak üzereyken ambulansta can mı vermişti?
- Ablasını düşündüm , Almanya'da kaldığı öğrenci yurdunu Neo-Naziler ateşe vermiş olabilirdi ?
- Lisedeyken duvara astığım sol örgüt propagandasından parmak izimi bulan polisler , beni idam ettirmek için her yeri arıyorlar mıydı yoksa ?

Ona bakıyordum o da bana bakıyordu , aklıma gelen şeylerin en kötüsü geldi , gözlerimi kaçırdım 

- Yoksa bugün Berke Can'la okulun kütüphanesinde sevişirken en yakın arkadaşım Sosis'e yakalanmış ve ondan önce haber vermek için mi karşımdaydı ?


" Aşkım daldın gittin yaa bir şey anlatıyoruz burda ?" dedi . Onun ağzından duymak en doğrusu olacaktı .

Parmağını , gözlerime  doğru yaklaştırdı , dudaklarını büzerek " Baksana , uff oldu " dedi. Parmağına baktım .  

Çok yakından bakınca bir kesik olduğunu görebiliyordum . Mutlu oldum , bu kadar basitti .. Ben türevi, integrali düşünürken o çarpım tablosunun 3'ler basamağında yaşıyordu . 

Parmağını uzunca bir süre öptükten sonra " Uff mu olmuş aşkımın parmağı " dedim .